OKÇU BABA TÜRBESİ

Şeyh Hamîdi Aksarayî aldığı manevi bir emir üzerine kayseri’den Tebriz’e gitti. Burada bir süre kaldıktan sonra Anadolu’ya gelip, bir süre Darende ve Kayseri’de ikamet ettikten sonra Aksaray yoluyla makamı (Kutbiyyette)iken Bursa’ya gelmiştir.Burada bir ümmi gibi davrandı. İlminin varlığını kimseye göstermedi. Bursa’da Molla Fenârî Mahallesinde, Ali Paşa Çınarı civarında olup, iki gözlü bir fırın yaptı. Büyüklüğü 8-10 Ramazan pidesi konulabilecek kadardır. Soldaki daha büyük olup asıl ekmeklerin pişirildiği fırındır. 70-80 ekmeğin konulabileceği büyüklüktedir. Somuncu Baba’nın ekmek yeri ise Ulu Cami’nin karşısında yer alan sahaflar çarşısının ortasıdır. Yakın zamana kadar Somuncubaba’nın ekmek sattığı yer olduğu belirtilen mahalde, çarşı esnafı her hafta Cuma günleri bir araya gelirler, dua ederler ve sonra dükkanlarını açarlardı. Fırınının yanında ibadetini yaptığı bir odası vardı. Odanın kıble yönünde ise nefsini terbiye etmek için kullandığı Çilehanesi bulunmaktaydı. Bu oda bir insanın ancak oturabileceği kadar genişlik ve yükseklikteydi. Bu durumunu kimseye bildirmedi. Halk içinde Hak ile olmağa gayret etti. Geçimini iki gözlü fırınınında pişirdiği ekmekleri satarak sağlardı. Ekmekleri merkebiyle dağdan getirdiği odunlarla pişirirdi. Pişirdiği ekmekleri ekmek küfesine koyup sırtına alarak “Somun! Mü’minler somun!” derdi. Somun sattığından dolayı halk arasında Somuncubaba diye bilinirdi. Ekmeği bereketli ve lezzetli olan Somuncubaba halk arasında çok sevildi. Ekmekleri lezzetli olduğundan halk adeta kapışırdı.
Somuncu baba günlerden birgün fırınında ekmek pişirirken fırına Yıldırım Bayezid’in damadı Seyyid Emir Sultan Hazretleri geldi. Selam verererek içeri girdi. Selamlaşma faslından sonra birbirlerinin gözlerine baktılar. Emir Sultan elinde içinde yemek bulunan bir çömleği pişirmesi için Somuncu baba’ya verdi. Somuncubaba çömleğin kapağını açıp fırına sürmek istedi ancak çömlek bir türlü fırına girmiyordu. Bir kez daha denedikten sonra Emir Sultan’a dönerek; “Anladım ki bu çömleği fırına sen süreceksin!” dedi. Emir Sultan Hazretleri Somuncubaba’nın elinden aldı ve kendisi fırına sürdü. Fakat fırında ateş yoktu. Somuncubaba fırının ağzını kapatıp biraz sonra pişeceğini belirterek beklemeye başladılar. Fırında ateş olmadığı halde yemeğin piştiğini gören Emir Sultan, Somuncu baba’nın büyük bir veli zat olduğunu anladı. Fırında tasavvuf üzerine sohbet ettikten sonra ayrıldılar.Somuncubaba Yıldırım Beyazıd Han’ın yaptırdığı Ulu Cami’nin inşaatında çalışan işçilerin somun ihtiyacını karşıladı. Somuncubaba’nın Bursa’da veli olduğu Ulu Cami’nin açıldığı Cuma Namazında anlaşıldı. Caminin açılış merasiminin Cuma namazıyla yapılacağı ilan edildi. Yıldırım Beyazıd, damadı Emir Sultan, Molla Fenari hazretleri, ulemadan büyük zatlar ve kalabalık halk camiyi doldurdu. Yıldırım Beyazıd Caminin açılış hutbesini Emir Sultan hazretlerinin vermesini istedi. Ancak Emir Sultan “Sultânım! Zamanın büyük âlimi burada iken, bizim hutbe okumamız uygun değildir. Bu câmi-i şerîfin açılış hutbesini okumaya lâyık olan zât şu kimsedir” demesi üzerine camide bir uğultu oldu. Eliyle de Somuncubaba’yı işaret etti. Yıldırım Beyazıd’ın emri üzerine Somuncubaba minbere dpğru yürüdü ve Emir Sultan’ın yanına gelince duygularını, Emir Sultan’a; “Hay Emir Hay! Niçin bizi fâş ettin?” diyerek dile getirir. O da; “Senden ileride bir kimse göremediğim için öyle yaptım” cevabını verdi. Cemaat, somun satan bir ekmekçi olarak tanıdığı zatın hutbesini merakla bekliyordu. Acaba nasıl bir hutbe irad edecekti. Somuncubaba şöhret afettir düstürundan hareketle kendisini halktan gizlemiş, ancak Emir Sultan’la tanıştıktan sonra vakti gelince Emir Sultan onun büyük bir alim ve veli bir zat olduğunu açığa vurmuştur. Çevreden büyük alimlerin ve meşayihin de bulunduğu kalabalık bir cemaate önce imamlık ve hatiplik yapan Somuncubaba, namazdan sonraki vaazını da Fatiha sûresinin tefsirine tahsis eder. “Bu sûrenin tefsirinde zamanımızda ki bazı ulemanın müşkilleri vardır” diyerek Fatiha sûresinin yedi ayrı makamda tefsirini yapar. Cemaat içinde bulunan Molla Fenari’nin gerçekten mevcut olan müşkillerini halleder. Bu olay, camideki hem ulema, hem meşayih, hem de diğer cemaat arasında hayret ve takdir duygularıyla karşılanır. Somuncu Baba’nın büyük bir velî ve kutup olduğu ayrıca onun hem zahir, hem de batin ilimlerine vakıf olduğu bu vaaz ve hitabetiyle anlaşılmıştır. Somuncubaba öyle bir hutbe verdi ki Bursalılar daha önce böyle bir hutbe dinlememişlerdi. Fâtiha sûresinin, yirmi ana ilim üzerine yedi türlü tefsîrini yaptı. Öyle hikmetli sözler söyledi ki cemaat hayranlıkla ve ilgiyle hutbeyi dinledi.
Cuma namazı sonrası cemaat Somuncubaba’yı görmek, elini öpmek ve hayır duasını almak istedi. Cemaatin bu isteğini geri çeviremedi. Kapıda durdu ve herkese elini öptürmüştü. Caminin üç kapısından da çıkan Somuncu baba’nın elini öptüğünü söylediler. Somuncu baba Allah’ın izniyle üç kapıda da aynı anda bulunarak cemaate elini öptürmekle keramet göstermiştir.Molla Fenari, Cuma namazından sonra Somuncu baba’yı evinde ziyaret etti ve bu günlerde Fatiha suresinin tefsirini yapmak istediğini bazı anlamadığı yerler olduğunu bu hutbeyle bilemediği yerleri izah ettiğini vurguladı. “Şeyh Hamîd, bize burada hikmetler saçıyor ve büyüklüğünü gösteriyor. Fatiha’yı yedi vecih üzere tefsir eyledi. Birinci tefsiri herkes anlayabilirdi. İkinciyi, buradaki bazı kimseler anlayabildi. Üçüncüyü ise bir kısmını aklım idrak ettiyse de bir kısmını idrak edemedi. Bundan sonraki vecihleri ise, bizim idrakimizin dışında kaldı. Ancak kendisi idrak edebilir.” Medreseden kazandığı ve helal olduğunu belirttiği beşbin akçeyi kabul buyurduğu takdirde hediye etmek istediğini söyledi. Somuncubaba “Helal olduğunda şüphemiz yoktur. İçinden bir akçe verin de merkebimize taze ot getirsinler” der. Verilen akçe ile biraz taze ot satın alarak merkebin önüne korlar. Merkep bir süre kokladıktan sonra otun üzerine çişini yapar. Bunun üzerine Somuncu Baba: “Bu zamana kadar merkebimiz şüpheli gördüğü şeyi yememiştir” deyince Molla Fenari: “Talebeniz olmakla şereflenmek istiyorum” diyerek onun eteğine yapışır ve talebesi olur. Molla Fenari’nin mürşidi artık Somuncu Baba’dır. Somuncu baba ona teveccühte bulunur. Ondan aldığı feyz ile alimlerce asırlarca muteber bir tefsir olarak kabul edilecek tefsirini bitirir. Sırrının ifşa olmasından sonra Gavas Paşa Medresesi’nden birkaç talebeyi yanına alarak Bursa’dan ayrıldı. Bunu duyan Fenari ona yetişti. Bir çınarın altında oturdular. Bursa’da kalması için ricalarda bulundu, yalvardı. Ancak o bir kere çıktığı bu yoldan geri dönmedi. Fenari Bursalılara dua etmesini istedi. O da Bursa’ya dönerek feyizli, bereketli bir şehir olması ve yeşil kalması için dua ederek vedalaştılar. Şimdi bu çınarın bulunduğu yere dua çınarı denmektedir.












Bumerang - Yazarkafe